TROİA ANTİK KENTİ

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rüstem Aslan tarafından kazısına devam edilen Troia Örenyeri, Çanakkale ili, Tevfikiye köyü sınırları içinde yer almaktadır. “Troya” ya da Fransızca okunuşundan dolayı “Truva” olarak da bilinmektedir. Alman tüccar Heinrich Schliemann’ın ünlü ozan Homeros’un  İlyada Destanı’nı  okuyup derinlemesine inceledikten sonra, destanda anlatılan  kentin,  Çanakkale Boğazı’nın (antik ismi Hellespontos) güneyinde bulunan ve 200x150 m boyutlarında yapay bir tepe olan Hisarlık’ta aranması gerektiği sonucuna varmıştır.

Troia, Çanakkale Boğazı ve adalar.

Bu tepe, Karamenderes (antik dönem ismi Skamandros) ve Dümrek (antik dönem ismi Simois) ırmaklarının vadileri arasındaki kalkerli bir platonun eteğinde, Ege Denizi kıyısından 6 km. ve Çanakkale Boğazı kıyısından 4.5 km uzaklıkta, stratejik öneme sahip bir konumdadır. Bölgede oturan İngiliz konsolos Frank Calvert, Hisarlık tepesinin bir höyük (yapay tepe) olduğunu anlamış ve burada Troia’yı aramak için, 1863’ten başlayarak küçük çaplı kazılar yapmıştır.

Schliemann yönetiminde yapılan daha büyük çaplı kazılar ise 1870’teki ilk sondajdan sonra 1871-73, 1878, 1879, 1882 ve 1890’da gerçekleştirilmiş; Schliemann bu çalışmalar için kişisel servetinin büyük bir bölümünü harcamıştır. Onun ölümünden sonra çalışma arkadaşı, mimar Wilhelm Dörpfeld (1853-1940) kazı projesini 1893 ve 1894’te yürütmüş, bu tarihten sonra kazı çalışmaları geçici olarak durmuştur. Daha sonra ise 1932-38 yılları arasında Amerikalı arkeolog Carl W. Blegen Troiadaki kazı çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Yeni dönem kazıları ise 1988 yılında Alman arkeolog M. Osman Korfmann tarafından,  ölümü 2005 yılına kadar devam ettirilmiştir.

1893 Dörpfeld Kazıları

Troia örenyeri tarihöncesi dönem kazılarının yapıldığı ilk yerdir ve bu özelliği nedeniyle arkeolojinin bilim olduğu yerdir. Troia antik kenti mitolojik, tarihsel ve arkeolojik değerleri nedeniyle 1996 yılında çevresiyle birlikte Tarihi Milli Park olarak ilan edilmiş, 1998 yılında ise ören yeri Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır. 

Troia kenti, coğrafi açıdan çok elverişli konumuyla, M.Ö. 3000’den M.S. 500’lere kadar sürekli yerleşim görmüştür. Yerleşmelerdeki ev duvarlarının yapımı sırasında güneşte kurutulmuş kerpiç kullanılmıştır. Bu nedenle uzun yerleşim silsilesi sonrasında farklı kent katmanlarının olduğu yapay bir tepe oluşmuştur. Gerçekleştirilen kazılar sonrasında burada 10 farklı kent katmanı ve 50’den fazla yapı evresi tespit edilmiştir. Bu kentler özetle: Troia I-III (Kıyısal Troia Kültürü): Özellikle Akdeniz bölgesindeki bu dönem yerleşmelerinin dağılımı nedeniyle bu isim verilmiştir. Bu dönem M.Ö. yaklaşık 3000‘de başlayıp 2100‘e kadar devam eder. Troia IV-V: Anadolu Karekterli Troia Kültürü: M.Ö. 2100‘lerde başlayıp 1700‘lere kadar devam eder. Troia VI-VII ise (M.Ö. 1700‘den 1100‘lere kadar ) arekologlar tarafından Yüksek Troia Kültürü olarak tanımlanmıştır. Troia VIII’de ise birkaç yüzyıllık bir yerleşme boşluğundan sonra M.Ö. 700‘lerde başlayan Grek yerleşmesi M.Ö. 85‘lere kadar devam eder.  Troia IX’da M.Ö. 85‘lerden M.S. 500‘lere kadar bir Roma yerleşmesi bulunmaktadır. Troia X’da ise 13. yüzyılda başlayan Bizans yerleşmesi 12. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra da o dönemdeki büyük politik değişiklikler nedeniyle Troia, kültür hayatındaki eski önemini kaybetmiştir. 17. yüzyıldan itibaren ise özellikle Avrupalı aydınların artan Troia ilgisi, Heinrich Schliemann’la doruk noktasına ulaşmış ve bu önem günümüze kadar devam etmiştir.

Troia’nın kentleri

Troia kentinin asıl önemi,  antik dönemin en ünlü ozanı Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Troia Savaşı’na sahne olmasıdır. Ancak Homeros’un hayatıyla ilgili elimizde kesin bilgiler olmamakla birlikte, araştırmacılar ozanın M.Ö. 8. yüzyılda antik adı Symrna olan İzmir bölgesinde doğmuş ve ömrünün büyük bir bölümünü o bölgede geçirmiş olduğunu kabul etmektedirler. Homeros’u ölümsüz kılan özellik ise,  M.Ö. 8. yüzyıldaki sözel gelenekle anlatılarak gelen destanları İlyada ve Odysseia‘yı yazıya geçirmiş olmasıdır.  İlyada Destanı Troia Savaşı efsanesinin küçük bir bölümünü kapsamaktadır. Akhilleus’un, orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi sonucunda, savaştan çekilmesiyle başlar. Destan Akhilleus’un savaşa dönmesi ve Troialı kahraman Hektor’u öldürüp, cesedini savaş arabasının arkasına bağlayıp Troia surlarının etrafında sürüklemesi ve daha sonra Hektor‘un ölüsünü babası Priamos’a vermesiyle bitmektedir. İkinci destan Odysseia’da ise kenti almayacaklarını anlayan Greklerin Troia Atı hilesi anlatılmaktadır. Akhalar tahta bir at yapıp en güçlü askerlerini atın içine saklarlar. Atı hediye olarak kentin önüne bırakıp saklanırlar. Bu hileye kanan Troialılar atı kentin içine alırlar. Gece atın içinden çıkan askerler de kent kapısını açarak düşmanın kente girmesini sağlarlar.

Örenyerindeki Troia Atı

Homeros araştırmacıların büyük çoğunluğu destanlardaki tarihsel bir özün olduğuna inanmaktadırlar. Troia’nın uygarlık tarihindeki önemini şöylece özetleyebiliriz: Anadolu topraklarındaki sistematik ilk tarih öncesi dönemi kazısı Troia’da başlamıştır. Antik Grek tapınak planının öncüsü olan megaron yapılarının en görkemlileri M.Ö. 3000’den itibaren Troia’da görülmektedir. Demirin daha bilinmediği dönemlerde M.Ö. 2500’lerden itibaren Troia’da kesme taş tekniği ile duvar örgülerine rastlanılmaktadır.

Troia VI(Son Tunç Çağı) kale duvarları.

Troia II dönemini (M.Ö. 2500) tabakaları arasından çıkartılan ve Schliemann‘ın Türkiye’den kaçırdığı ve hatalı bir şekilde “Priamos Hazinesi“ olarak adlandırılan hazine buluntuları, Troia’nın Mısır’dan Mezopotamya’ya kadar olan ticaret ağını belgelemektedir. Anadolu’daki ilk hızlı çömlekçi çarkının yoğun bir şekilde kullanımı M.Ö. 2500’de Troia’da ortaya çıkmıştır. Troia antik kenti, Persli komutan Kserkes’ten, Büyük İskender’e, Hadrian‘a ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar pek çok hükümdar ve komutanın Batı ve Doğu’yu birleştirme çabaları sırasında ziyaret edip, kurban kestikleri Anadolu’daki en önemli antik kenttir.

  

Odeion (küçük tiyatro)’da bulunan Agustus başı ve 1995 yılında bulunan Luwice mühür