HOMEROS VE İLYADA

Homeros, Antik Çağ ruhunun bir bölümünün temel ilkelerini oluşturmuştur: Belki de onsuz ne Troia ne de Akhilleus var olabilirdi. Homeros İlyada’yı yaklaşık M.Ö. 700 yıllarında, Odysseia’yı ise biraz daha sonra kaleme almıştır. Yüce ozan, belki de insanlık tarihinin tanıdığı en büyük yazardır. Anıtsal yapıtlarının kültür tarihi üzerindeki etkisi, ancak dünya dinlerinin büyük kitaplarıyla karşılaştırılabilir. Destanları Avrupa kültürünün en eski yazılı edebi metinleridir. Bu destanların günümüze kadar ulaşmasının nedeni, öncelikle İlyada ve Odysseia’nın dizelerinde anlatılan “Troia Savaşı” ve savaş kahramanlarının kaderleridir. Başka birçok Yunan destanı arasından Homeros destanlarının günümüze kadar ulaşabilmesi de hiç kuşkusuz bu eserlerin üstün niteliğine işaret etmektedir.

Homeros, “Troia Savaşı”nın tüm olaylarını zamansal olarak ardı ardına anlatmamıştır. O da diğer eski Yunan ozanları gibi, söz konusu olayların dinleyiciler tarafından bilindiğini kabul etmektedir. Homeros büyük bir bağlamdan, belirgin bir olayı alıp, onu yeniden işler. Böylece kendi içinde mantıklı bir ilerleyişi olan bir destan, edebi bir eser meydana getirir. Olaylar, on yıllık savaşın sadece son günleri üzerinde yoğunlaşır. Konu, kenti kuşatanların önemli iki önderi, Akhilleus ve Agamemnon arasındaki insani bağların kopması ve bunun sonuçlarıdır. Bununla birlikte İlyada ve Odysseia destanlarının akışı içerisinde geriye ve ileriye dönük anlatımlarla Troia (ya da (W)ılios- iki isim de kullanılıyordu) kentinin önündeki olaylar, Paris’in kararından, Helena’nın kaçırılışı ve kentin tahta at hilesiyle alınışına kadar gerçekleşenler anlatılmıştır. Bu konu, iki destanın oluşmasından kısa bir süre sonra dilden dile yayılmış ve birçok açıdan sanat eserlerinde yeniden betimlenmiştir.

Destanın Batı edebiyatına olan etkisi Antik Çağ’dan günümüze kadar, Jean Giraudoux’un Troia Savaşı Olmayacak isimli eserinden, Christa Wolf’un Kassandara’sına kadar kesintiye uğramadan devam etmiştir.